taraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
taraf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2008 Cuma

Taraf’çılar el ele hep beraber mektebe


Mustafa Kuleli

Doğrulatma ya da “check etme” denilen bir temel kuralı var gazeteciliğin. Her duyduğunu, her okuduğunu doğru kabul edemez gazeteci. Kontrol eder. Hatta mümkünse birkaç kaynaktan yapar bu doğrulatma işini. Olayın taraflarına ulaşır. Daha ne diyelim, budur yani bu işin raconu. Alaylısı da mekteplisi de bilir bunu, zannederdik. Bilmeyeni de varmış, Müjdet Gezen sayesinde öğrendik.

3 Kasım 2008’de Taraf Gazetesi ““Hz. Atatürk kavgası” başlıklı bir haber yaptı. Haberde sanatçı Müjdat Gezen’in Can Dündar’ın “Mustafa” filmiyle ilgili bir televizyonda katıldığı programda boykot çağrısı yaptığı ve “Bugün Can Dündar Türkiye liboşlarının en önde gidenidir. İşine gelir Ergenekon’a komplo der, işine gelir içinden çıktığı dernek ve grupları yerden yere vurur, gün gelir Atatürk’ün sofrasına hakaret eder. Herkese Müjdat Gezen Tiyatrosu’nda gösterime giren “Mustafa Kemal” oyununu tavsiye ediyorum. Can Dündar gâvurundan iyidir.” dediği iddia edildi.

Bu habere dayanarak, 5 Kasım’da “Kemalizm, Mustafa ve Müjdat Gezen…” başlıklı bir yazı yazan Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu ise Müjdat Gezen’e atfedilen sözleri köşesine taşıyıp “Düzeye, zekâya, tepkiye bakın” dedi.

Bunun üzerine önce Ali Bayramoğlu’nu, sonra Taraf Gazetesi yazı işleri müdürü Eray Özer’i arayan Gezen böyle bir açıklamasının olmadığını söyledi ve bu sözlerin kaynağını sordu. Aldığı yanıt ilginçti. Taraf Gazetesi, haberi bir internet forumundan almıştı.

Özür her şeyi affettirir mi?

Taraf’ın haberinde, Müjdat Gezen’in katıldığı bir televizyon programında boykot çağrısı yaptığı ve o sözleri söylediği belirtiliyor. Koca gazetede söz konusu televizyon programını izlemiş bir kişi bile yoksa, insan bir durup düşünmez mi? Yahu haber sitesi değil ki bu, adı üstünde forum. Herkesin kafasına göre bir şeyler yazdığı sanal bir ortam. Ne zamandan beri internet forumlarındaki takma adlı, sanal kişileri haber kaynağı olarak kullanıyoruz?

6 Kasım günü Müjdat Gezen’den, Can Dündar’dan, kendilerini kaynak göstererek konuyu köşesine taşıyan Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu ve okuyucularından özür dilemiş Taraf Gazetesi. E iyi, pek güzel de bu özür çözüyor mu tüm meseleyi? Mesela özürden sonra, yüzlerce irili ufaklı internet sitesindeki “Kemalist Müjdat Gezen fena yakalandı!” haberleri silinecek mi?

Düşene bir tekme de biz atmayalım ama…

Üstelik benim kafamda hala bir soru işareti var: Söz konusu olan gerçekten bir hata mı? Açıkçası öyle olmamasını umuyor, olayda bir tür art niyet bulunmasını temenni ediyorum. Çünkü aksi, gazetecilerin zekâsına hakaret sayılır. Oradan-buradan duyulanları, internet aleminin derinliklerinden gelen fısıltıları doğrulatmadan zart diye gazeteye koymayı, hatta manşet yapmayı başka türlü açıklamak zor. Taraf’taki arkadaşlar gazeteciliğin temel kurallarından gerçekten bihaber olabilir mi?

Ya da şöyle soralım; her gün e-posta adreslerine gelen komplo teorilerine de inanıyorlar mı? “Türkiye’nin altı komple petrolmüş de İngilizler çıkarttırmıyormuş”, “Şu market zinciri PKK’ye para aktarıyormuş, zaten renkleri de benziyormuş”, “Dünyayı Sabetaycılar yönetiyormuş”vs. vs.

Yöntem buysa, Taraf’ın tirajını arttıracak manşetler yolda demektir.

5 Ağustos 2008 Salı

Solcular Ergenekon’da taraf oldu, Taraf sansür koydu!


Mustafa Kuleli

Bu aralar öyle şeyler oluyor ki memlekette, insan kime ne diyeceğini, nerede duracağını, kime inanacağını şaşırıyor. Ortalık böylesine toz duman iken, servis edilen sahte/gerçek belgeler havada uçuşur, iddia ve ithamdan geçilmezken, birileri “ölümüne demokrat” edasıyla ortalarda salınıp, herkese demokrasi ve özgürlük “ayarı” verirken, bir de bakıyorsun ufacık bir detay ezberleri bozuveriyor. Hem de hiç beklenmeyen bir anda, beklenmeyen bir biçimde…

2 Ağustos Cumartesi gününden beri Ezilenlerin Sosyalist Platformu (ESP), Taraf ve BirGün gazetelerine ilan veriyor. Bu ilanlarda, 6-7 Eylül olaylarından Hrant Dink cinayetine, Gazi Mahallesi’nden Şemdinli’ye, 1 Mayıs 1977’den Güngören bombalamasına kadar pek çok olayın kontrgerilla tarafından gerçekleştirildiği belirtilip, farklı isimlerle (İttihat ve Terakki, JİTEM, Özel Harp Dairesi ve TİT) anılan bu organizasyonun “sistematik bir suç imparatorluğu” olduğu ifade ediliyor.

İlanın üst kısmında, metni tamamlayan bir fotoğraf kolajı dikkat çekiyor. En önde Kenan Evren, Mehmet Ağar, Hurşit Tolon, Tansu Çiller gibi isimlerin yer aldığı, Şevket Kazan, Yaşar Büyükanıt, Korkut Eken, Veli Küçük, Yeşil gibi portrelerle tamamlanan bu kolajın üstünde “Bize güç verin, onlara diz çöktürelim” ve altında “Savaş suçluları mahkemesi kurulsun, kirli savaş baronları yargılansın” yazıyor. Ne kadar çarpıcı değil mi? Ama maalesef Taraf Gazetesi’nden birileri bizim gibi düşünmüyor, okurların ilanı bu şekilde görmesini sakıncalı buluyor.

Taraf’ta yayınlanan ilanda, kolajın olduğu yere, Susurluk’ta kaza yapan Mercedes marka otomobilin ve Şemdinli olayının fotoğrafı konmuş. Başlıklar ve metin ise aynen duruyor. Bunun üzerine işkillenip, bir ESP temsilcisi ile telefonda görüştüm. “Maalesef Taraf orijinal ilanı basmak istemedi” dedi.

Şimdi insan “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” demez mi. Bu durumu açıklayabilmek mümkün mü? “Ergenekoncular”ın fotoğraflarını her gün koca koca basan Taraf, bu ilandan neden rahatsız olur? Kenan Evren üzülmesin diye mi? Yaşar Büyükanıt görevde olduğu için mi? Tansu Çiller ya da Mehmet Ağar’a duyulan derin saygıdan mı?

Madem ilan hoşunuza gitmiyor, niye eğip bükmek pahasına yayınlıyorsunuz? Bu tutumun, hem Arçelik’i bir reklamveren olarak kaybetmek istemeyen hem de Anneler Günü reklamında photoshop ile temsili annelerin etek boylarını, bluz kollarını uzatan Milli Gazete anlayışından farkı var mı?

Solculara, “Ergenekon meselesinde taraf olmayı” öğütlerken mangalda kül bırakmayan arkadaşlar, ortaya Kenan Paşa’nın resmi gelince “bizim okuyucu henüz buna hazır değil” mi diyorlar acaba? Yoksa Taraf okuyucularını ESP’nin “yıkıcı bölücü” faaliyetlerinden mi koruyor? Yoksa… Yoksa… “Demokratlık da bir yere kadar mı?..”



Not: ESP temsilcisi ile konuşmamın ardından elbette Taraf Gazetesi’ni de aradım. Taraf’ın ilan servisinde cevap verecek “yetkili” bir kişi yoktu. Bana döneceklerini söylediler. Telefonumu aldılar, henüz ses seda yok.


Taraf: “Sansür yok, hukuki inceleme var”


Dün, Medyakronik’te “Solcular Ergenekon’da taraf oldu, Taraf sansür koydu!” başlıklı bir haber yayınlamış ve haberin sonunda Taraf Gazetesi’nden açıklama beklediğimizi belirtmiştik. Beklenen açıklama geldi. Gazete’nin Yazı İşleri Müdürü Eray Özer, telefon ederek neden ilana müdahale ettiklerini anlattı.

Taraf’ın doğrudan görsel malzemeye yönelik bir müdahalesinin olmadığını belirten Özer, gönderilen ilanı incelediklerini, suç sayılabilecek unsurlar olduğu için, ya görsel malzemenin ya da “Savaş suçluları mahkemesi kurulsun, kirli savaş baronları yargılansın” ifadesinin değiştirilmesini istediklerini söyledi. Fotoğraf kolajında Yaşar Büyükanıt gibi, hala görevde olan ve haklarında kesinleşmiş bir suç bulunmayan insanlara da yer verildiğini söyleyen Özer, “Suç unsurunun tarafı olmak istemedik” dedi. (6 Ağustos 2008)

29 Temmuz 2008 Salı

Bir hiç olmak pahasına

Elif İnal

Baştan söyleyeyim, Ergenekon iddianamesi doğrudur ya da saçmalıktır demeyeceğim. Çünkü o kadar keskin bir ‘taraf’ olma ki bu, ileriki yıllarda (bu 20 yıl sonra da olabilir) kayıtlara geçen herhangi bir sözden utanacak duruma gelinebilir. Ama yine de üzerine konuşmak ne haddime diyemeyeceğim çünkü bütün bu tartışmaların arasında bir şeyler hissetmemek, tartışmaların dışında kalmak imkânsız. Öyle ki bir seneliğine yurt dışında olsaydım, Türkiye’ye geldiğimde uzaydan gelmiş saftirik bir yaratıkmışım gibi bakarlardı bana.

Ergenekon meselesi çok uzun zamandır tartışılıyor ama bütün detaylardan bağımsız olarak ilk Yalçın Küçük’ün bir lafıyla düşünmeye başladım. Yalçın Küçük ne zaman televizyona çıksa, diğer konuşmacıların suratında bir yana doğru hafifçe kayan, alaycı bir tebessüm oluşuyor. Doğrudur, Yalçın Küçük’ün bağırmaları, kitaplara vurmaları, kısık sesle dünyanın son gününü açıklıyormuş gibi dinlettirdikleri biraz garip görünebilir. Fakat Ergenekon soruşturması 32. Gün’de (10 Temmuz) tartışılırken söylediği ‘karanlıklar ile aydınlığa çıkılmaz’ lafı da düşünülmeye değerdir. Çünkü gerçek ne kadar acı verici olursa olsun, her koşulda insanlara bildirilmelidir. Ben maalesef bütün bu karmaşanın içinde gerçekliğin tüm çıplaklığıyla insanlara sunulduğuna inanamıyorum. Yalçın Küçük’ün ‘karşısı’ndakiler de (Önder Aytaç başta olmaz üzere) inatla ‘Bu ülke çok daha iyi günlere gidecek, pırıl pırıl bir gelecek bekliyor bizi’ diye savundular. Eğer hakikaten öyleyse, bir çıkar sağlamadığı sürece kim neden bunun aksini istesin ki? Hatta daha da ‘temiz’, daha ‘insanca’ yaşanılan günler görmek isteriz, ama şimdilik o kısıma girmeyelim.

Araf ne taraf?

Her fırsatta karşılarındakini demokrasiyi savunmamakla suçlayanların da, ‘halkın’ her şeyi anlamasına gerek yok, ‘kafaları nasıl olsa basmaz, biz en basit şekliyle anlatıyoruz, darbeye karşı çıkın’ demediğini umuyorum. Eğer olayı dışarıdan izleyen bizler için neyin iyi olduğuna kendimiz karar vereceksek neden Ergenekon’a şüpheyle yaklaşınca hemen en ağır ithamlarla suçlanmamalıyız. Tabii ki ‘Bizim için en iyisi darbedir’ diyen insanla tartışılmalıdır fakat bizi ‘pırıl pırıl’ bir geleceğin beklediğine gönülden inanamıyorsak da ‘bir şeyden anlamayan gözü köreltilmiş’ insanlar suçlamasını da kabul edemeyiz. Ahmet Altan’ın Taraf’ta yazdığı yazılar öyle basite indirgenmiş durumda ki, biraz salak yerine konduğumu hissediyorum. (ya öyle ya da söyleyecek fazla sözü yok) Çünkü Ahmet Altan’ı bir süre okumayın, tekrar okuduğunuzda sanki aynı yazının devamını, aynı cümlelerle okuyor gibi hissedersiniz. Pembe diziler nerede bırakılırsa hiçbir şey değişmemiş gibi izlenmeye devam edilir ya, işte aynen öyle. Taraf’ta yayınlanan belgelere güvenerek yazıyordur, dedikleri doğru çıkacak da olabilir ama karşı karşıya getirdikleri de sakattır. Öyle genellemelerle zıtlıklar oluşturuluyor ki (laik ve müslüman) sadece gerçek hayatın bu kadar basit tezahürleri olmadığını söylemekle yetineceğim.

Tarihin elinde oyuncak olmak

Oral Çalışlar ve birçok insan başka ülkelerde (İspanya gibi) olduğu gibi Türkiye’nin de temizlendiğini söylüyor. Ama ben Arjantin’deki darbecilerin yargılanma sürecinde olduğu gibi ne mahkemeden çıkacak sonucu sevinç çığlıklarıyla karşılayabileceğime ne de açıklama yapan başbakanı gözyaşlarıyla alkışlayabileceğime inanıyorum. Bu yüzden de maalesef ‘taraf’ olamıyorum. Ama Taraf gazetesi yazarları (Gökhan Özgün’ün de 10 Temmuzda yazdığı gibi) ısrarla bu meselede taraf olmayanların gelecekte çok utanacağını, bu davanın tarihte dönüm noktası olurken ‘tarafsız’ların tarihte bir hiç olacağını söylüyorlar. Peki, her şeyin bu kadar içine gömülmüşken, tartışmalara dışarıdan bir gözle bakamıyorken karanlık olmayan yolun hangisi olduğunu nasıl bileceğiz? 12 Eylül döneminde olayları ‘dışarıdan izleyen’ insanlara hayretle bakıyoruz bugün, yargı süreçlerini ve işkenceleri, olayların gerçek yüzünü nasıl fark edemediler, nasıl bu kadar kör olabildiler diye. Onlar da bize ‘Bizim bunlardan haberimiz yoktu ki, yeni yeni çıkıyor bunlar ortaya’ diyor. Peki, bundan 20 sene sonra biz de savunduklarımız karşısında ‘Nasıl bu kadar kör olabildik?’ demek zorunda kalırsak ne olacak? Bütün bu olayları medyadan takip etmek zorunda olduğumuz için de ‘gerçekler’in farkına varıp aydınlanıyor muyuz pek emin olamıyorum. Ünlü, ‘Bir Giritli der ki: Bütün Giritliler yalancıdır’ paradoksuna ‘modern’ bir yorum getirdim; bir medyacı der ki: bütün medya dezenformasyona boğulmuş durumda. Eğer öyleyse, kendi de o dezenformasyonun bir parçası olduğuna göre, onun dediğine nasıl güveneceğiz? Bu nasıl bir dezenformasyondur ki iki gazeteyi (Cumhuriyet ve Taraf olabilir bunlar mesela) arka arkaya okuduğumuzda tamamen iki farklı ülkede bu olaylar yaşanıyormuş gibi hissediyoruz? Durduğumuz yerden okuduklarımıza göre bütün görüşümüz tamamen diğerine zıt bir şekilde oluştuğuna göre, ‘gerçek ne kadar acı olursa olsun bize iletiliyor’ duygusuna nasıl sahip olabiliriz? Eğer ortada bir gerçek varsa, bu herkes için aynı netlikte ve ‘alkışlanabilir’ nitelikte olmalı.